Ali Aytaç

Jeopolitik & Siyaset · ·3dk okuma

ABD ve Türkiye'de Lobicilik: Aynı Kelime, İki Ayrı Dünya

ABD'de kayıtlı bir meslek, Türkiye'de yasal çerçevesi olmayan bir alan. Lobiciliğin iki ülkedeki durumu ve Türkiye'nin Washington'daki harcamaları.

Bu yazıyı İngilizce oku
Solda Kongre binasına bakan kalabalık bir çalışma ofisi, sağda deri koltuklarda baş başa konuşan iki takım elbiseli adam.
İçindekiler
  1. Lobicilik tam olarak nedir?
  2. ABD: Yasaklamak değil, görünür kılmak
  3. Türkiye: Kuralı olmayan bir alan
  4. Türkiye Washington’da: Kayıtlar ne söylüyor?
  5. Görünmezliğin bedeli

“Lobi” kelimesi Türkiye’de çoğu zaman bir suçlama gibi kullanılır: “Falanca lobisi devrede”, “lobi faaliyeti yürütüyorlar.” Washington’da ise aynı kelime bir meslek adıdır. Kartvizitlere yazılır, kimin kim adına kaç dolar aldığı kamuya açık kayıtlara girer.

Bu fark bana hep aynı soruyu sordurmuştur: Asıl sorun lobicilik mi, yoksa görünmez kalması mı? Bu yazıda iki ülkenin bu soruya verdiği cevaplara bakmak istiyorum.

Lobicilik tam olarak nedir?

En sade tanımıyla lobicilik, bir kişi, şirket, dernek ya da devlet adına karar vericileri belirli bir politikayı destekleyecek ya da engelleyecek biçimde etkilemeye yönelik örgütlü faaliyettir.

ABD hukuku bu faaliyeti çok somut bir eyleme bağlar: “lobi teması”. Yasaya göre lobi teması, bir müşteri adına yürütme ya da yasama organındaki kapsam dahilindeki bir yetkiliye yapılan sözlü ya da yazılı (elektronik dahil) her türlü iletişimdir [2]. Yani mesele bir gölge değil, kayda geçirilebilir bir konuşmadır.

ABD: Yasaklamak değil, görünür kılmak

ABD’de lobiciliği düzenleyen iki temel yasa var.

Birincisi 1995 tarihli Lobi Faaliyetlerini Açıklama Yasası’dır (Lobbying Disclosure Act, LDA). Yasa Başkan Bill Clinton tarafından imzalanmıştır [4]. Bir müşteri adına birden fazla lobi teması kuran ve üç aylık bir dönemde o müşteriye verdiği hizmetin en az yüzde 20’sini lobi faaliyetine ayıran kişi, yasanın tanımıyla “lobici”dir [2]. Lobici, ilk lobi temasından ya da bu iş için tutulduğu tarihten itibaren, hangisi önceyse, en geç 45 gün içinde Senato Genel Sekreterliği ve Temsilciler Meclisi Katipliği’ne kayıt yaptırmak zorundadır [3]. 2007’de yapılan değişiklikle lobi raporlarının üç ayda bir verilmesi zorunlu hale geldi [4].

İkincisi çok daha eskidir: 1938 tarihli Yabancı Ajanları Kayıt Yasası (Foreign Agents Registration Act, FARA). Bu yasa, ABD’de yabancı bir hükümet ya da kuruluş adına siyasi faaliyet yürüten herkesin kayıt olmasını ve faaliyetlerini açıklamasını şart koşar [1]. ABD Adalet Bakanlığı’na göre yasanın temel amacı, ülke içindeki yabancı etkisi konusunda şeffaflık sağlamaktır. Yasa konuşmanın ya da mesajın içeriğini sınırlamaz ve kayıtlar kamuya açıktır [1].

Bence iki yasanın ortak felsefesi açık: Etkilemeye çalışmak meşrudur, ama kimin kimi etkilemeye çalıştığını herkes bilmelidir.

Türkiye: Kuralı olmayan bir alan

Türkiye’de durum bunun tam tersi. Melike Sönmez’in 2024 tarihli Marmara Üniversitesi tezine göre Türk hukuk sisteminde lobiciliğe özgü bir düzenleme bulunmuyor; lobicilik mekanizmasına ilişkin bazı unsurlar da düzenlenmiş değil [5].

Bu, Türkiye’de lobicilik yapılmadığı anlamına gelmiyor. Sadece yapılan lobiciliğin kaydı tutulmuyor. Kimin hangi yasa için hangi bakanlıkla görüştüğünü, bu görüşme için kime ne ödendiğini öğrenmenin sistematik bir yolu yok.

Oysa model hazır. Avrupa Konseyi, 2017’de üye devletlere lobicilik düzenlemesi tasarlarken dikkate almaları gereken ilkeleri içeren CM/Rec(2017)2 numaralı tavsiye kararını yayımladı [5]. Sönmez’in tezi de bu çerçeveden yola çıkarak Türkiye için bir model öneriyor [5].

Türkiye Washington’da: Kayıtlar ne söylüyor?

İşin ironik tarafı şu: Türkiye’nin lobi faaliyetleri hakkındaki en ayrıntılı verilere Türkiye’nin değil, ABD’nin kayıtlarından ulaşıyoruz.

Cumhuriyet’in FARA kayıtlarına dayanan hesabına göre Türkiye kaynaklı lobi harcamaları 2015-2025 arasında toplam yaklaşık 153 milyon dolara ulaştı [6]. Habere göre bunun yaklaşık 48 milyon doları hükümet adına doğrudan tutulan şirketlere, yaklaşık 105 milyon doları ise ağırlıklı olarak sivil toplum kuruluşları üzerinden yapılan harcamalara gitti [6]. Aynı haber, Kongre Araştırma Servisi’nin 2026 tarihli bir raporuna dayanarak Türkiye’nin 2001-2021 arasında 105 lobi ve hukuk şirketiyle çalıştığını aktarıyor [6].

Bu rakamları iyi ya da kötü diye etiketlemek bu yazının amacı değil. Her ülke Washington’da çıkarlarını savunmak için lobi şirketleriyle çalışır. Dikkat çekici olan, bir Türk vatandaşının kendi ülkesinin dış lobi harcamalarını ancak bir Amerikan veritabanından öğrenebilmesi.

Görünmezliğin bedeli

Bence Türkiye’nin ihtiyacı lobiciliği yasaklamak değil, onu görünür kılmak. Bir kayıt sistemi, düzenli raporlama ve herkesin erişebileceği açık bir veritabanı yeterli bir başlangıç olurdu. ABD’nin 1938’de başladığı ve 1995’te genişlettiği yolun temel mantığı bu kadar basit.

Görünmez kaldığı sürece lobicilik, kelimenin taşıdığı kötü şöhreti hak etmeye devam edecek. Peki o şöhreti hak etmesine izin veren, faaliyetin kendisi mi, yoksa onu kayıt dışında bırakmayı tercih eden düzen mi?

Kaynaklar

  1. U.S. Department of Justice, “FARA — Frequently Asked Questions”
  2. 2 U.S. Code § 1602 — Definitions (Lobbying Disclosure Act), Cornell Law School LII
  3. 2 U.S. Code § 1603 — Registration of lobbyists, Cornell Law School LII
  4. Lobbying Disclosure Act of 1995 — Wikipedia
  5. Melike Sönmez, “Lobbying regulations: Practices of the Council of Europe countries and a suggested model for Türkiye”, Marmara Üniversitesi (2024)
  6. Yılmaz Polat, “Türkiye, son 10 yılda ABD’deki şirketlere 150 milyon dolardan fazla para harcadı”, Cumhuriyet (16 Nisan 2026)

Sözlük: FARA (Yabancı Ajanları Kayıt Yasası), Lobicilik

Bu yazıdaki görüşler kişiseldir; temsil ettiğim kurumları bağlamaz.

İlgili yazılar