Ali Aytaç

Tarih · ·3dk okuma

Türklerde Kurultay ve Seçim: Keçenin Üstündeki Meşruiyet

Göktürklerden Cengiz Han'a kurultay; hükümdarı onaylayan, gerektiğinde seçen ve sınırlayan meclisin tarihî kaynaklardaki izleri.

Bu yazıyı İngilizce oku
Bozkırda toplanmış kalabalığın keçe üzerinde yükseltilen bir hükümdarı alkışladığı, yanda bir kurdun durduğu temsilî illüstrasyon.
İçindekiler
  1. Toydan kurultaya: Bir meclisin iki adı
  2. Kağan Gök’ten mi gelir, meclisten mi?
  3. Cengiz Han’ın kurultayı: Seçim mi, onay mı?
  4. Mührün kırıldığı an
  5. Kelime kaldı, keçe ne oldu?

Göktürklerde yeni bir kağanın tahta çıkışını anlatan Çin kaydını ilk okuduğumda aklımda tek bir ayrıntı kaldı. Hükümdar bir keçenin üstünde taşınıyor, güneşin yönünde dokuz kez döndürülüyor ve her turda devletin ileri gelenleri önünde eğiliyordu. Ardından onu ata bindiriyor, boynunu ipekle neredeyse nefessiz kalacak kadar sıkıyor, bırakır bırakmaz da soruyorlardı: “Kaç yıl kağanlık yapabilirsin?” [1]

Bu sahne bana bozkırdaki iktidarı sayfalarca kuramdan daha iyi anlattı. Kağan yukarıdaydı; ama onu oraya taşıyan da, boynundaki ipeği tutan da başkalarıydı. Bu yazıda o ellerin kurumsal adına, yani kurultaya bakmak istiyorum.

Toydan kurultaya: Bir meclisin iki adı

Bugün “kurultay” dediğimiz kurum, Türk tarihinde çok daha eski bir adla başlar: toy. Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinde devlet meclisinin adı buydu; kurultay bu geleneğin devamı sayılır [2]. “Toy” kelimesi Türkçede yaklaşık iki bin yıl kullanıldı ve 12. yüzyıldan itibaren yerini Moğolca kökenli “kurultay” kelimesine bıraktı [2][3].

İsim değişse de işlev büyük ölçüde aynı kaldı. Kaynaklar toya üç temel yetki yükler: hükümdarlığı onaylamak, gerektiğinde kağanı seçmek ve töre koymak [2][3]. Son yetki özellikle önemlidir. Töre, yani bozkırın yazısız hukuku, kağanın kişisel buyruğu değil, meclisin ortak kararıydı.

Bir ayrıntı daha var: Toya katılmamak devlete isyan sayılıyordu [3]. Bu, meclisin bir danışma süsü olmadığını, devlet düzeninin taşıyıcı parçalarından biri olduğunu gösterir.

Kağan Gök’ten mi gelir, meclisten mi?

İslamiyet öncesi Türk devlet anlayışında kağan, yönetme yetkisini Gök Tanrı’dan aldığına inanılan, onun yeryüzündeki temsilcisi sayılan kişidir [4]. Peki bu inanç meclisi gereksiz kılmaz mı?

Ayten Akcan’ın 2025 tarihli çalışması bu soruya açık bir cevap verir: Kurultay, kağandan sonra en güçlü yönetim birimidir. Kimin kağan olacağına, savaşa ve barışa karar verir, kağanın kararlarını denetler ve yanlış kararlarında onun yetkilerini sınırlayabilir [4].

Yani bozkırdaki meşruiyetin iki ayağı vardı: gökten gelen yetki ve yeryüzündeki beylerin onayı. Bence keçe ritüeli bu ikiliği tek bir sahnede gösteriyordu. Güneşin yönünde dönen hükümdar gökle bağını, her turda eğilen beyler ise kendi onaylarını ortaya koyuyordu. İpekle sorulan “kaç yıl” sorusu da iktidarın sonsuz olmadığını en baştan hatırlatıyordu.

Cengiz Han’ın kurultayı: Seçim mi, onay mı?

Kurultayın en bilinen örneği 1206 ilkbaharıdır. Temuçin, Onon ırmağının kaynağında daha önce kendisine bağlanan bütün Moğol ve Türk boylarını büyük bir kurultayda bir araya getirdi [2]. Bu toplantıda dokuz parçalı ak tuğ dikildi ve Temuçin, kurultayın sonunda “Cengiz” unvanıyla kağan ilan edildi [5].

Burada dürüst olmak gerekir: 1206 kurultayı bugünkü anlamda serbest bir seçim değildi. Temuçin o yıl Nayman Tayang Han, Ong Han ve Kutuku-Beki başta olmak üzere bozkır hükümdarlarını zaten hâkimiyeti altında toplamıştı [5]. Kurultay, sahada kazanılmış bir üstünlüğe hukuki ve kutsal bir mühür vuruyordu.

Yine de o mühür önemliydi. Cengiz Han’dan sonra Ögedey 1229’da Kerulen kıyısında, Güyük 1246’da Orhon yakınında, Möngke 1250’de Alakmak’ta toplanan kurultaylarda hükümdar seçildi [3]. 1246 kurultayına Maverâünnehir ve İran valilerinden Rus knezine, Gürcü ve Ermeni temsilcilerinden Türkiye Selçuklu sultanının elçilerine kadar geniş bir katılım vardı [3]. Kurultay, imparatorluğun dört bir yanındaki güç sahiplerinin yeni hükümdarı tanıdığı yerdi.

Mührün kırıldığı an

Bir geleneğin nasıl sona erdiği, çoğu zaman nasıl işlediğinden daha öğreticidir. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin kurultay maddesine göre Kubilay 1260’ta kurultay toplamadan kendini büyük kağan ilan ettirdi ve Moğol geleneğindeki büyük kurultay uygulaması böylece sona erdi [3]. Madde, 1250’deki Möngke kurultayını gerçek anlamda son kurultay olarak değerlendirir [3].

Kurultaysız ilan edilen bir kağanlık, meşruiyetini artık beylerin onayından değil, elindeki güçten alıyordu. Bence bu, keçenin dört köşesinden tutan ellerin ilk kez gereksiz sayıldığı andı.

Kelime kaldı, keçe ne oldu?

Kurultay kelimesi Cumhuriyet döneminde de yaşamaya devam etti: 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda I. Türk Dili Kurultayı toplandı [3]. Bugün kelime, bir kurumun önemli konuları görüşmek için yaptığı genel toplantının adıdır [2][3].

Kelimeyi koruduk. Ama keçeyi tutan ellerin gücünü ne kadar koruduğumuz ayrı bir soru. Bir lider bugün kongre salonuna girdiğinde, onu oraya taşıyan eller hâlâ ipeği tutabiliyor mu, yoksa yalnızca alkışlıyor mu?

Kaynaklar

  1. Zhoushu (Zhou Hanedanı Tarihi), 50. kitap, Türkler bölümü — Çince metin, Vikikaynak
  2. Kurultay — Küre Ansiklopedi
  3. Ahmet Taşağıl, “Kurultay”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  4. Ayten Akcan, “İslamiyet Öncesi Türk Devlet Yönetiminde Kağan ve Kurultaylar”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi 11/6 (2025)
  5. Mustafa Kafalı, “Cengiz Han”, TDV İslâm Ansiklopedisi

Sözlük: Kurultay, Töre

Bu yazıdaki görüşler kişiseldir; temsil ettiğim kurumları bağlamaz.